haber-gorseli-1790070255394

Yaban mersininde küresel lig hedefliyor

Yalova’da 5 bin saksıyla yaban mersini üretimine başlayan Alova Farm, bugün 125 bin saksıya ulaştı. Yıl sonu hedefi ise 200 bin saksı. Letven Capital’in sermaye ve teknoloji desteğiyle büyüyen şirket, Türkiye’yi yaban mersininde küresel tedarik zincirinin önemli oyuncularından biri haline getirmeyi hedefliyor.

Tarım, uzun süre ekonominin geleneksel sektörlerinden biri olarak görüldü. Oysa bugün dünyaya biraz daha geniş açıdan baktığımızda tarımın yalnızca tarlada ürün yetiştirmekten ibaret olmadığını görüyoruz. Gıda güvenliği, su yönetimi, iklim değişikliği, lojistik, teknoloji, istihdam, ihracat ve hatta yapay zeka aynı denklemde buluşuyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileri bu dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. Küresel tarımın reel değeri son 20 yılda yüzde 89 artarak 2022’de 3,8 trilyon dolara ulaştı. Mesele artık, yalnızca daha fazla gıda üretmenin çok ötesinde. Önümüzde, daha az su ve toprakla, daha yüksek verim ve daha yüksek katma değer üreten yeni bir ‘tarım ekonomisi’ kurma zorunluluğu var.

Çünkü 2050’de yaklaşık 10 milyarlık dünya nüfusunu yeterli, sağlıklı ve sürdürülebilir biçimde besleyebilmek için gıda sistemlerinde köklü bir dönüşüm gerekiyor.

Bu noktada öne çıkan pek çok üründen söz ediliyor.  

Küçük görünen ama küresel ölçekte hızla büyüyen yaban mersini de onlardan biri. 

Küçük meyve, büyük pazar

Yaban mersini; sağlıklı yaşam, fonksiyonel gıda ve premium tüketim eğilimlerinin kesiştiği küresel bir ürün.

Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın verdiği bilgilere göre önümüzdeki 10 yılda küresel meyve – sebze ticaretinin 600 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkması beklenirken, yaban mersini pazarında çok daha hızlı bir büyüme yaşanıyor. Kılıç, iki yıl önce yaklaşık 6 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirttiği yaban mersini pazarının kısa sürede 13 milyar dolara doğru ilerlediğini söylüyor.

Bu büyümenin arkasında ise tüketici davranışındaki değişim var. Yaban mersini yüksek antioksidan içeriği nedeniyle sağlıklı yaşam ve ‘longevity’ eğilimiyle doğrudan örtüşüyor.

Dünyanın üretim haritası da değişiyor. Örneğin; USDA’nın 2025 tarihli Peru raporuna göre Peru’nun 2025/26 pazarlama yılında yaban mersini üretiminin 355 bin tona, ihracatının ise 335 bin tona ulaşması bekleniyor.Türkiye açısından tablo ise henüz yolun başında olduğumuzu gösteriyor. Burada, tarım yatırımının sadece arazi satın almak veya fidan dikmek olmadığı fikri önem kazanıyor.

Çünkü yeni nesil tarımda sermaye; teknolojiye, genetiğe, sulamaya, veriye, paketlemeye, lojistiğe ve markaya birlikte yatırım yapıyor.

Sermayenin tarımla buluştuğu yer

Letven Capital’in hikayesi de bu yaklaşımın üzerine kuruluyor.

Kılıç, Türkiye’deki tarım desteklerinin teknoloji ve girişim sermayesiyle bir araya getirilmesi halinde yaratılabilecek ekonomik değerin çok daha yüksek olabileceğini savunuyor. Şirketin yaklaşımında tarım teknolojileri, ürün işleme, katma değerli gıda, veri ve yapay zeka, ihracat ve markalaşma aynı ekosistemin parçaları olarak ele alınıyor. Kılıç’ın verdiği modele göre amaç, tarımdan bir üretim ekonomisinden çok, yeni bir ‘değer ekonomisi’ oluşturmak.

Letven Capital’in Türkiye’de tarım teknolojilerine odaklanan büyük ölçekli girişim sermayesi yapılarından biri olduğunu belirten Kılıç, “Kurduğumuz TARS Girişim Sermayesi Fonu’na ilk yatırım 14 Temmuz 2021’de alındı. Fon beş yıllık dönemde 43 kat büyüdü. Tarım sektöründen yeni bir ekonomi yaratmış olacağız” diyor.

Katma değer yaratabilecek ürün 

Bu büyük resmin içindeki somut örneklerden biri Yalova’nın Altınova ilçesindeki Alova Farm.Şirket 22 Nisan 2022’de kurulmuş. Ancak hikaye şirketin kuruluş tarihinden çok daha önce başlıyor. Alova Farm Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Levent Sarılgan’ın anlattıkları, aslında klasik bir girişimcilik öyküsünden biraz farklı.

Sarılgan, erken yaşta emekli olduktan sonra birkaç yılını denizde geçiriyor. Sonrasında da kendisine ait arazilere yerleşiyor. Tarım alanındaki ilk adımı ise 10 dönümlük bir çilek serası oluyor. Çilekte çok da aradığını bulamıyor. Ardından, daha önce birlikte çalıştığı İtalyan bir danışmanın yönlendirmesiyle bölgedeki potansiyeli araştırmaya başlıyor. Karşısına ‘berry’, yani üzümsü meyveler çıkıyor.

Sarılgan’ın girişimci tarafını asıl gösteren nokta da burada başlıyor. Çilekten ahududuya, böğürtlenden frenk üzümüne kadar farklı ürünleri deniyor. Ancak geleneksel üretimle rekabet etmenin maliyet tarafında ciddi bir sorun olduğunu görüyor.“Pestisit kullanmadan ve yüksek standartlarda üretim yapmak maliyetleri katlıyor; buna karşılık ürün aynı pazarda aynı fiyatlama baskısıyla karşılaşıyor. Bunun üzerine çileği büyütmek yerine daha yüksek katma değer yaratabilecek başka bir ürüne yönelmek gerekti” diyen Sarılgan, karşısına yaban mersininin çıktığını söylüyor.

Yaban mersininin Türkiye’deki kırılma noktası

Sarılgan’ın girişim yolculuğunda önemli bir başka dönüm noktası ise uluslararası fuarlar oluyor.Yurt dışında gördüğü kaliteli yaban mersini çeşitlerinin Türkiye’deki karşılıklarını araştırırken, kaliteli genetik materyalin ülkeye erişimi konusunda geçmişte yaşanan lisans ve çoğaltma sorunlarıyla karşılaşıyor. Sonunda dünyanın önemli yaban mersini genetik programlarından Fall Creek ile temas kuruluyor ve ‘Arabella Blue’ koleksiyon serisi Türkiye’ye getiriliyor.

Böylece Sarılgan’ın yönü kesin biçimde değişiyor.Fakat üretimin önünde bu kez ‘ölçek’ engeli oluşuyor. Bu noktada Letven Capital devreye giriyor.

“Yoğun kar yağışının olduğu bir şubat günü, artık araziyi bırakıp gitmeyi düşünürken internette ‘tarım yatırımları’ üzerine arama yapıyordum. Karşıma Letven Capital çıktı. Bir girişimin yolu açıksa mutlaka birşeyler yolunda gider, güzel karşılaşmalar olur” diye anlatan Sarılgan, Kamil Kılıç ile bağlantıya geçiyor.  

Kılıç’ın çiftliği ziyaret etmesinden sonra, “Sen yap, biz destek olalım. Amerika’ya falan taşınma, gitme; kal burada, kavgaya devam et” sözü ile motive oluyor. 

2022’de ortaklık ve şirketleşme gerçekleşiyor. Alova Farm’ın 5 bin saksıyla başlayan hikayesi, üç yıl gibi kısa bir sürede 125 bin saksıya kadar ulaşıyor. Şirketin 2026 sonu hedefi ise 200 bin saksı.

Bu rakam, iki yıl sonra Alova’nın tek başına tam bin ton meyve üreteceği, Türkiye’de üretilen toplam yaban mersininin yüzde 10’unu karşılayacağı ve en önemlisi, dünyadaki en büyük 10 kuzeyli meyve üreticisinden biri olacağı anlamına geliyor.Rakamların kendisi kadar değişimin hızı da dikkat çekici.

Küresel pazarda dengeler değişiyor

Dünya yaban mersini pazarında dengeler hızla değişirken, üretimde yeni oyuncular öne çıkıyor. Çin, 2021 yılında pazarda önemli bir üretici konumunda değilken bugün yıllık 2 milyon ton yaban mersini üretimine ulaşmış durumda. Peru ise yalnızca geçen yıl gerçekleştirdiği 2,2 milyar dolarlık ihracatla dünya lideri konumuna yükselmiş bulunuyor. Fas’ın da 85 bin tonluk üretimiyle İspanya’ya 650 milyon Euro’luk satış gerçekleştirdiği biliniyor.

Ürünün katma değeri dikkat çekici. Öyle ki Türkiye’nin toplam yaş meyve ve sebze ihracatı 1,7 milyar dolar seviyesinde bulunurken, kilogram başına ihracat değeri 1 doların altında kalıyor. Buna karşılık rakip ülkeler, yaban mersinini kilogram başına 6 – 7 Euro seviyesinden ihraç ediyor. 

Öte yandan Türkiye’de kişi başına yıllık yaban mersini tüketimi yaklaşık 100 gram seviyesindeyken, Avrupa’da bu miktar 3 kilograma ulaşıyor. Bu tablo, Türkiye açısından hem üretim hem de ihracatta önemli bir büyüme potansiyeline işaret ediyor.İç pazardaki mevcut yoğunluğa rağmen sektörün önümüzdeki yıllarda büyümeye devam edeceğini belirten Sarılgan, 2030 sonrasında Türkiye’de yaban mersini üretiminin 20 bin ton seviyelerine ulaşmasını ve iç piyasadaki fiyatların dengelenmesini beklediklerini söylüyor.  Sarılgan, ihracat fiyatlarının iç piyasaya kıyasla daha yüksek seyretmesinin de üreticiler açısından önemli bir fırsat yaratacağını ifade ediyor. 

Sarılgan, küresel pazara yönelik yapılanmalarını şimdiden buna göre oluşturduklarını belirterek, önümüzdeki sezondan itibaren üretimin tamamını ihraç etmeyi hedeflediklerini söylüyor ve ekliyor: “Şu anda iç pazar oldukça yoğun. Ancak biz 2030 yılından sonra Türkiye’deki üretimin 20 bin tonlara geleceğini, iç pazarda fiyatların dengeleneceğini ve yurt dışı fiyatlarının daha yüksek kalacağını öngörüyoruz. Bu yüzden küresel bir partnerle çalışıyoruz; benim ürettiğim bütün malı Amerikalılar satın almak zorunda. Yapılanmamızı tamamen buna göre kurduk. Önümüzdeki sezondan itibaren hedefimiz üretimimizin yüzde 100’ünü ihraç etmek.”

Tarım artık yalnızca toprakta yapılmıyor

Alova Farm’ın farklılaştığı noktalardan biri de üretim modelinin kendisi.Şirket toprak yerine saksı bazlı, kontrollü ve veri odaklı üretim yapıyor. Hindistan cevizi kabuğu, torf ve perlitten oluşan substrat kullanılıyor, pH seviyesi kontrol edilerek su arıtılıyor; sulama ve besleme bitkinin ihtiyacına göre yönetiliyor.Bu yaklaşımla tarım, ölçülebilir bir üretim sürecine dönüşüyor.

Daha fazla meyve üretmek değil, daha az kaynakla daha kaliteli meyve üretmek amaçlanıyor.

Kılıç’ın özellikle vurguladığı nokta da bu. Ona göre Alova Farm’ın hikayesi, girişim sermayesinin tarım teknolojisiyle birleştiğinde ne yaratabileceğini gösteriyor. Yalova’da 7 bin dönümlük bir alanın yaban mersinine ayrılması halinde 100 milyon dolarlık gelir potansiyelinden söz eden Kılıç, aynı zamanda su kullanımının önemli ölçüde azaltılabileceğini belirtiyor.

2 milyon dolarlık paketleme tesisi

Dikili alanı her geçen yıl büyüyen şirketin yanında paketleme, kalite kontrol, lojistik ve ihracat altyapısı da kuruluyor.Yaklaşık 2 milyon dolarlık yatırımla kurulan yeni paketleme tesisinin saatte yaklaşık 2,5 ton kapasiteye sahip olduğu, yapay zeka destekli görüntü işleme sistemleriyle meyveleri boyut, renk, sertlik ve yüzey kalitesi gibi kriterlere göre sınıflandırdığı belirtiliyor. Tesisin yalnızca Alova Farm’ın ürünlerini değil, bölgedeki diğer üreticilerin ürünlerini de paketleyebilecek bir altyapıya dönüşmesi hedefleniyor.

Yaban mersininde genetik materyalden paketlemeye kadar uzanan zincirin kurulması, Türkiye’nin bu alanda yalnızca üretici değil, küresel tedarik zincirinin bir oyuncusu olabilmesi açısından kritik.

Sarılgan’ın hayali 500 dönüm

Sarılgan’ın daha uzun vadeli hedefi üretimi 500 dönüme çıkarmak.Bu hedef 250 bin saksı ve yaklaşık bin 500 ton meyve anlamına geliyor.

Fakat Sarılgan’ın hedefi yalnızca kendi şirketinin büyümesi değil. Türkiye’nin toplam yaban mersini üretimini de çok daha yukarılara taşıyacak bir üretim ekosistemi kurulmasını istiyor. 

Şirketin hedefi, önümüzdeki dönemde üretimin tamamını ihracata yönlendirmek; özellikle Avrupa ve İngiltere pazarlarına odaklanmak. Bunun için küresel ortaklıklar ve uzun vadeli alım ilişkileri de kuruluyor.

Alova örneğinden yola çıkarak, Türkiye’nin tarımda geleceğinin kaç dönüm araziye sahip olduğumuzdan çok, o araziden ne kadar değer üretebildiğimizle belirleneceğini söylemek yanlış olmaz. 

Su azalırken daha akıllı sulama yapabilmek, iklim değişirken doğru çeşidi seçebilmek, marjinal araziyi üretime kazandırabilmek, yapay zekayı paketleme hattına sokabilmek, ürünü markalaştırabilmek ve bütün bunları ihracatla birleştirebilmek…Tarımın yeni tanımı belki de bu. 

Ve Altınova’da başlayan Alova Farm öyküsü, bir yaban mersini bahçesinin sınırlarını aşarak bu yeni tarım anlayışının dikkat çekici örneklerinden birini oluşturuyor.

Perspektiflerinde meselenin tek bir şirketin başarısından daha büyük olduğunu dile getiren Kılıç, “Asıl derdimiz, Türkiye piyasasının küresel bir oyuncu olabilmesi için dışarıdan güçlü sermaye çekmek” diyor.

Kaynak: https://www.ekonomist.com.tr/rss

The post Yaban mersininde küresel lig hedefliyor first appeared on kilis-egitim.com.tr.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir