
Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla üretilen yeşil hidrojen, özellikle ağır sanayi gibi karbon emisyonlarını azaltmanın pek kolay olmadığı alanlarda fosil yakıtlara önemli bir alternatif olarak görülüyor. Ancak elektroliz yöntemiyle hidrojen üretmenin beraberinde getirdiği yüksek elektrik maliyetleri ve büyük ölçekli tesislerin finansman ihtiyacı, yeşil hidrojenin yaygınlaşmasının önündeki en önemli engel olmaya devam ediyor. Hollanda’daki Groningen Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir çalışma ise yenilenebilir enerji anlaşmalarıyla yeşil hidrojenin kilogram başına maliyetinin 7,2 avroya kadar düşürülebileceğini ortaya koyuyor. Araştırmacılar, Hollanda’nın Rotterdam-Rijnmond sanayi bölgesinde kurulması planlanan 200 MW kapasiteli bir elektrolizör üzerinden üç farklı elektrik tedarik modelini karşılaştırdı. Araştırmanın sonuçlarına göre, yenilenebilir enerji satın alma anlaşmalarının kullanıldığı modelde hidrojenin seviyelendirilmiş üretim maliyeti (LCOH) kilogram başına yaklaşık 7,2 avro olarak hesaplandı. Hibrit enerji tedarik modelinde ise bu maliyet yaklaşık 7,3 avro seviyesinde kaldı. Elektriğin doğrudan toptan piyasadan satın alındığı senaryoda maliyet kilogram başına 7,7 avroya yükseldi.
Burada LCOH, bir hidrojen üretim tesisi boyunca ortaya çıkması beklenen toplam maliyetlerin üretilen hidrojen miktarına oranlanmasıyla hesaplanan bir gösterge. Bu hesaplama, yalnızca elektrik faturasını değil, üretim tesisinin yatırım ve işletme maliyetlerini de dikkate alarak farklı projelerin ekonomik açıdan karşılaştırılmasını sağlıyor. Dolayısıyla araştırmada ortaya koyulan rakamlar, hidrojenin satış fiyatını değil, belirli varsayımlar altında hesaplanan üretim maliyetini ifade ediyor.
Maliyeti Düşürmek Yeterli Değil; Finansal Garantiler de Gerekiyor
Ancak araştırmaya göre elektrik tedarik yöntemini değiştirmek, projeleri tek başına ekonomik açıdan uygulanabilir hâle getirmiyor. Araştırmacılar, uzun vadeli gelir garantilerinin yatırım risklerini azaltmadığı senaryolarda üç modelin de finansal açıdan yeterince cazip olmadığını belirtiyor.
Araştırmacılar, yeşil hidrojen projelerinin finansal açıdan ne kadar sürdürülebilir olabileceğini değerlendirmek için Monte Carlo simülasyonlarından yararlandı. Bu yöntem, elektrik fiyatları, gelirler ve finansman koşulları gibi belirsizlikleri farklı senaryolar üzerinden inceleyerek bir yatırımın karşılaşabileceği riskleri hesaplamaya imkân tanıyor. Bu kapsamda incelenen mekanizmalardan biri, İngilizcede Contract for Difference (CfD) olarak adlandırılan fark sözleşmeleri oldu. Bu sistemde belirlenen bir referans fiyat ile piyasa fiyatı arasındaki fark, sözleşmenin koşullarına bağlı olarak kamu desteğiyle karşılanabiliyor veya ters yönde ödeme yapılabiliyor. Böylece üreticinin gelirleri piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalardan daha az etkileniyor ve yatırımcıların gelecekte elde edecekleri kazançları öngörmesi kolaylaşıyor.
Araştırmada, 15 yıl boyunca üretilen hidrojenin tamamını kapsayan bir CfD sözleşmesinin projelerin finansal risklerini önemli ölçüde azaltabileceği görüldü. Uzun vadeli anlaşmaların sağladığı öngörülebilirlik, finansman maliyetlerini de düşürebildiği için toplam yatırımın uygulanabilirliği üzerinde belirleyici rol oynayacağına dikkat çekiliyor. Bu yüzden bu projelerin uygulanabilir hâle gelmesi için uzun vadeli garantilerin de devreye sokulması gerekiyor.
Avrupa Ülkeleri Yeşil Hidrojen İçin Önemli Adımlar Atıyor
Avrupa’da son dönemde dikkat çekici yeşil hidrojen projeleri ve yatırımları hayata geçiriliyor. Örneğin Fransa, hidrojen sektöründe 5 milyar avronun üzerinde özel yatırımı harekete geçirmeyi planlıyor. Hollanda‘da hidrojenle çalışan konteyner taşıma araçları test ediliyor. Benzer şekilde İtalya‘da hidrojen yakıt hücreli kamyonlarla havalimanı lojistiğinde teslimatlar gerçekleştiriliyor. Romanya‘da hidrojenli yolcu trenlerinin 2029’da hizmete girmesi planlanıyor. İspanya’da ise 300 MW kapasiteli yeşil hidrojen projesinin yılda 45 bin ton üretim yapması hedefleniyor.
Tüm bu gelişmeler, yeşil hidrojen teknolojisinin farklı sektörlerde yaygınlaşmaya başladığını gösteriyor. Ancak Groningen Üniversitesi araştırması, üretim maliyetlerini düşürmenin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Büyük ölçekli yatırımların hayata geçirilmesi için yenilenebilir elektriğe erişimin yanı sıra uzun vadeli gelir güvencesi sağlayan destek mekanizmaları da kritik önem taşıyor. Araştırmacılar, hükümetlerin uzun vadeli gelir garantilerine öncelik vermesi ve yenilenebilir enerjiyle hidrojen üretimini birleştiren projelerin de desteklerden yararlanabilmesini sağlaması gerektiğini savunuyor.